Blog post

1 Ülke& 1 Hikaye- Almanya’nın En Keyifli 2 Adresi- Burg Eltz Kalesi ve Geierlay Köprüsü’nde Başımıza Gelenler

Uzun zamandır gitmek istediğim bir rotayı sonunda planladık ve düştük yollara… Önümüzdeki 3 günlük seyahatimizin yıldızı Burg Eltz Kalesi ve Geierlay Asma Köprüsü. 

Programımızda büyük şehir Frankfurt’ta var ama asıl odağımız bölgedeki köyleri ve yıldız 2 noktayı gezmek.

Hazırsanız turumuz başlıyor.

İlk Durağımız; Brodenbach

Akşamüstü saatlerinde Hollanda’dan yola çıktık ve 3,5 saat sonunda Brodenbach köyündeki minik otelimize vardık. Tarihi dokusuna uygun şekilde dekore edilen otelin küçük fakat kendimi eski dönemlerde hissettiğim odasında uyumak, sabahına bulutların arasından görebildiğim nehir manzarasıyla başlamak harikaydı. Benzer şekilde dekore edilmiş yemek salonunda yaldızlı çatal bıçağımızla kahvaltı ederken bir yanım biraz daha oyalan anın keyfini çıkar derken diğer yanım bırak o kıvrımlı kahve fincanını ve hemen yola koyul diyordu. Biraz zor oldu fakat Geierlay Köprüsü için yola koyulduk.

Geierlay Asma Köprüsüne Doğru Yoldayız…

Yaklaşık 40 dakikalık, muhteşem manzaralı yolumuzu tamamladıktan sonra 2,5 kilometrelik yürüyüş rotamız olduğunu biliyorduk. Yazına, kışına pek güven olmayan Almanya havası bize o gün çok güzel bir kıyak geçmişti ve güneş tepemizde parıldıyordu. Alternatif 2 yürüyüş rotası arasından orman içerisinden geçeni seçip yola koyulduk ve rahatlıkla köprü girişine ulaştık. Biletlerimizi online aldığımız için sıra beklemeden giriş yaptık. Ve işte beklediğimiz an gelmişti köprünün üzerindeydik. Korku, heyecan, sevinç benim hissettiklerimi en iyi açıklayan 3 kelime sanırım. Fakat yükseklik korkunuz varsa hissettikleriniz farklı olur şimdiden uyarıyorum. Köprü tam 100 metre yüksekliğinde ve kalabalık, rüzgar etkisiyle bir sağa bir sola salınıyor nazlı gelinler gibi. Eren’in jet hızıyla geçtiği köprüden biz Efe’yle dura kalka, salına salına geçtik, hatta o kadar çok vakit geçirmişiz ki bitiş noktasında bol dalgalı denizde ilerleyen gemiden inmiş gibi bir his vardı içimizde.

Köprüyü geçtikten sonra yolumuz oldukça zorlu ve uzunmuş, maalesef bu kadarını öncesinde bilmiyorduk. Başa gelen çekilir dedik ve düştük yola. Yeri geldi yokuş indik, yeri geldi tırmandık, bol bol çamura battık ama bir deneyimi daha yazdık tahtaya, en maceralısından.

Bu zorlu maratonu tamamlayıp otoparka döndüğümüzde ufak bir tuvalet ve dondurma molası vermek istedik. Yorulmuştuk ve enerji lazımdı. Hollanda’da tuvaletlerin çoğu ücretli ve ödemeyi kredi kartınız ile yapabiliyorsunuz. Almanya’da böyle olmadığını Efe  ‘Anne çabuk altıma yapacağım’ diye tutturduğunda çantamı sallayıp bozuk para bulmaya çalıştığım an daha iyi anladım. Neyse tuvalet ve dondurma işini imece usulü para toplayarak hallettik.

Bir sonraki durağımız Burg Eltz kalesine gitmeden önce öğle yemeğimiz için büyüleyici Beilstein köyünde uğradık. Yolunuz buralara düşerse mutlaka ama mutlaka bu köye gelin, pişman olmayacaksınız. Buradaki yemeğimizi cüzdanımın köşesine sakladığım 50 euro ile yedikten sonra- evet restoranda da kart geçmiyordu- yolumuza devam ettik.

Yaklaşık 30 dakikalık yolda konumuz belliydi; Avrupa’nın göbeğinde cebimizde nakit para olmadığı için sıkıntı yaşıyorduk. Hollanda’da kart ile alışveriş yapmaya o kadar alışmışız ki uzun zamandır nakit para çekmediğimizi fark ettik. Hatta bu kart olayı o kadar kullanışlı ki kart bilgilerimizi telefon ve akıllı saatimize yükledik, kartımızı cüzdandan çıkarmamıza gerek bile kalmıyor.

Karşımıza çıkan nakit para sıkıntılarını imece usulü çözmeye devam ederek Burg Eltz Kalesine giden servisin ödemesini de yaptık. Sonunda uzun zamandır merak ettiğimiz o alandaydık, masalın içinde, Burg Eltz Kalesinde. Fotoğrafa baktığınızda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Kaleye giden bu efsane yolda neredeyse yarım saatimizi geçirdikten sonra 5’te kapanan alana 5’e 3 kala giriş yaptık ve kalenin bahçesiyle birlikte yaklaşık 10 odasını gezme şansını yakaladık, biletimizi iyi ki online almışız ve vakit kaybetmedik diye sevindik. Rehber eşliğinde gezdiğimiz kalenin içi de oldukça etkileyiciydi, özellikle Efe bu turu çok sevdi.

Yorucu geçen günün sonunda Frankfurt’a vardığımızda dijitalleşen dünyaya aşırı uyum sağladığımızı ve hesap kartımızı evde unuttuğumuzu fark ettik, bu olay kulağımıza küpe oldu o konuya daha sonra değineceğim. Seyahatlerimiz esnasında başımıza o kadar saçma şeyler geliyor ki artık ah ah, vah vah aşamasını daha hızlı geçiyoruz sanırım. Ne yapabiliriz diye düşünürken türk banka kartımın yanımda olduğunu fark ettim fakat içerisinde maalesef para yoktu. O sıkıntıyı da TransferGo ile hallettik, cüzi bir komisyon payı ile online- oturduğumuz yerden hallettik resmen- transferimiz anında hesabıma geçti. Bu sıkıntıyı da kulağımıza küpe olan kritik noktalarla atlattık; yanında her zaman nakit para bulundur, evden çıkmadan cüzdanını kontrol et, hele ki başka bir ülkeye seyahate çıkıyorsan. Sonuç olarak seyahatimiz kaldığı yerden tüm keyfiyle devam etti. Cochem, Heidelberg, Miltenberg köylerini keyifle dolaştık, kim bilir belki bir sonraki yazımda size oraları anlatırım…

Kısa ama dolu dolu geçen, aşırı keyifli Almanya seyahatimizin hikayesi de bu şekilde… Umarım okurken gezmiş kadar olmuşsunuzdur…

Nicelerine…

TransferGO Hakkında…

TransferGo’yu dilerseniz iş, dilerseniz kişisel amaçlı kullanabilirsiniz. Bize kolaylık, karşı koyulamayacak fiyat avantajları ve güvenilir bir hizmet sunma sözü veriyorlar 🙂 İnternet üzerinden para transferleri için yapmanız gereken buraya tıklamak 🙂

Son güncelleme ile transfer yapacağınız kişinin banka bilgisini bilmiyorsanız işleminize alıcının telefon numarası ile devam edebilirsiniz. Transfer işlemini oldukça kısaltan bu uygulamanın detayları TransferGO sayfasında.

Bu paylaşımlar da ilginizi çekebilir...

Post a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazılar...

Eski yazılar...