Blog post

İsviçre’de Pas Geçilmemesi Gereken Bir Durak; Luzern

İsviçre seyahatimizin en keyifli noktalarından birisi; Luzern. Lugano dönüşü Corona virüsü sebebiyle dönsek mi, uğrasak mı diye düşünürken son dakikada karar verdik Luzern’de 1 gece geçirmeye. Ne doğru karar vermişiz Luzern’e 1,5 gün ayırarak:) Detaylara girmeden şu konuya değinmekte fayda var; biz Luzern durağımızı kısa tuttuk o sebeple bu yazı 1. aşamada görülecek yerleri kapsıyor, öyle çok fazla detay yok bilginiz olsun 🙂 İşte seyahatimizin detayları.

Önce nerede kaldık kısmına değinelim çünkü Avrupa’da konakladığım yerler arasında bu kadar sevimli, bu kadar kibar, bu kadar sevecen personele sahip başka bir yer görmemiştim, göreceğimi de düşünmemiştim. Odamız ve kahvaltımız da gayet güzeldi, yeri de müthiş o yüzden canı gönülden tavsiye ediyorum; Hotel Luzern Autograph Collection‘u 🙂

Luzern en sevdiğimiz şehirlerden birisi oldu desem yalan olmaz. O kadar fotografik bir şehirki karlı dağlar resmen şehri süslüyor, bulutlar, göl , içinden geçen Reuss nehri insanı büyülüyor.

Luzern’de zamanınız kısıtlıysa ve gezmeniz gereken yerleri hızlıca belirlemeniz gerekirse tabiki eski şehir kısmına odaklanmalısınız. Yani nerelere; Weinmarkt, Kornmarkt, Renaissance Alter Rathaus civarlarına.

Biz ilk olarak Chapel Bridge‘e gittik. Burası Dünya’nın ayakta kalan en eski ahşap asma köprüsüymüş. Luzern’in amblemi olan bu köprünün kulesinin bir kısmı geçirdiği yangından sonra suya gömülmüş ama köprü hala ayakta (tabi ki restore edilmiş, o kısmı söylememe gerek yok sanırım) . Köprünün üzerinden karşıya geçebiliyorsunuz, bizde geçtik tabi ki, köprünün kendisi kadar manzarası da güzel 🙂 Köprünün 2 tarafında da güzel restoranlar ve kafeler var nehir manzarasında keyif yapmak isterseniz eğer aklınızda olsun 🙂

Şehrin alışveriş caddesini gezmeden dönmeyin, ee burası İsviçre boy boy sıra sıra saat dükkanlarının vitrinlerini saatlerce incelemeden olmaz 🙂

Bizim şansımıza şehre gittiğimizde güneş vardı, akşamında kar yağdı 🙂 Dükkanların çoğu 6’dan sonra kapanıyor. Bizde sakin sakin yağan kar ile boş sokaklarda dolaştık durduk 🙂

Şehri bir de yukarıdan görelim derseniz teleferik ile çıkabileceğiniz Şato Gütsch isimli bir restoran var aklınızda olsun 🙂 Uzaktan oldukça heybetli duran bu noktaya aslında gidecektik fakat son dakikada programdan çıkarmak durumunda kaldık 🙁

Listemizde olan fakat gidemediğimiz bir diğer nokta ise Aslan Anıtı‘ydı. 1820’lerde taş figürüne oyularak yapılmış ölü bir aslanın taş kabartmasını görmek isterseniz Chapel köprüsüne 10 dk. mesafede. (Yanı başında da Glacier Garden varmış, meraklıların dikkatine 🙂 ) Sabah erken saatlerde tenha iken gitmek gerekiyor, biz bu saati geçirdiğimiz için kalabalığa kalmak istemedik ve iptal ettik.

Kilisesiz olur mu, tabi ki olmaz, o zaman adresimiz; Jesuit Kilisesi. Fotoğrafta solda duran kiliseden bahsediyorum, yeni köprünün hemen sonunda 🙂 İsviçre’de barok tarzda inşaa edilen ilk kilise olması dikkatinizi çeker mi bilmiyorum fakat zaman zaman kilisede konserler veriliyor denk gelirseniz belki dinlemek istersiniz.

Sıra İsviçre’nin seddinde; Musegg Wall. 9 yüksek kuleden oluşan seddin manzarasının da oldukça güzel olduğunu söylüyorlar. Biz yüksek manzaralara doyduğumuz için bu noktayı atladık. Bir de çin seddinden sonra hafif gelir diye düşündük:) Giderseniz bana da bir fotoğraf gönderirsiniz artık 🙂

Luzern’de ne yapılır kısmı için sokaklarında kaybolunur demeye gerek yok sanırım. Özellikle eski şehir bölümünde girilecek öyle keyifli sokaklar var ki, desenlerle bezenmiş binalar birden karşınıza çıkıveriyor…

Biz bir gün tekrar görüşeceğiz Luzern diyerek ayrıldık bu güzel şehirden. Yolunuz buralara düşerse Luzern’e uğramadan geçmeyin olur mu?

İpek

Bu paylaşımlarda ilginizi çekebilir...

Önceki yazılar...

Eski yazılar...