Blog post

Hallstatt Gezi Rehberimiz

Avusturya turumuzun en etkileyici, huzurlu duraklarından birisiydi Hallstatt. Hatta itiraf ediyorum bu turda en çok merak ettiğim yerdi. Çünkü ben şehir şehir restoran kafe gezmektense vurun beni dağa, ormana, manzaraya diyenlerdenim 🙂 Ve tabi ki son yılların gözde noktasını bizde herkes kadar merak ediyorduk fakat aklımızın bir köşesinde de acaba çok mu abartılıyor sorusu vardı. Çünkü milletçe abartmayı çok seviyoruz, hele ki mühim (!) birkaç kişi beğendiyse gönderin gitsin. Yeri gelmişken kaldığımız otel için tam da bu durum geçerli oldu onu yeri gelince anlatacağım.

Neyse konuyu dağıtmayalım, Hallstatt abartılıyor mu demiştik… Kendi adıma bu soruyu cevaplıyorum; kesinlikle hayır. Tabi ki bölgenin artıları ve eskileri var fakat Hallstatt gerçekten çok etkileyici, rüya gibi bir yer. İşte size önemli başlıklarıyla Hallstatt.

Ne Zaman Gidilir?

Her mevsim. Biz Ekim ayını tercih ettik ve bölgeye sonbaharın çok yakıştığını söyleyebilirim. Alp dağları eteklerinin turuncu ve sarıya bürünmüş hali büyüleyiciydi. Özellikle yolda olduğumuz her an yarım saatte bir ay renge bak, yapraklara bak deyip durdum 🙂 Şansımıza hava güneşliydi, misss gibiydi ve mevsimin renkleri ile Hallstatt müthişti.

Bu arada aynı bölgeye bir daha gitme şansım olsa kesinlikle karlar altındaki Hallstatt’ı tercih ederim 🙂

Nasıl Gidilir?

Biz Avusturya turumuz kapmasındaki duraklardan birisi olduğu için araçla gittik. Fakat Viyana’dan tren alternatifi veya Salzburg’tan otobüs alternatifini de değerlendirilebilirsiniz. Bu alternatifleri kullanmadığımız ve deneyimlemediğim için size bilmişlik yapmayacağım. Ama bişeyden eminim nasıl ulaşırsanız ulaşın yoldaki manzara müthiş olacaktır.

Nerede Kalınır?

İşte size yazımın başında bahsettiğim konu. Biz Hallstatt’ta kalacak yer alternatiflerimizi o mu olsun, bu mu olsun derken tükettik. Sadece Herritage Otel‘de yer vardı bizde baktık ki birçok bilindik blogger burayı önermiş ee o zaman kalalım dedik. Peki neden şikayet eder gibi konuşuyorum. Çünkü fotoğraflarda gördüğümüz ve seçtiğimiz odada kalmadık. Bizi ek bir binaya yönlendirdiler, diğer bina için yürüdük, yokuş çıktık falan… Bu sadece 2 kişi olsak sıkıntı değil fakat biz o oteli Efe’de bizimle olacak, zorlanmasın, yorulmasın vs. diye de seçmiştik. Yeni binamızdaki odamız güzeldi fakat bahsettikleri gibi gölün kenarında değildi, odaya ulaşmak için 3 kat merdiven çıkmamız gerekiyordu çünkü ana binadaki gibi asansör yoktu. Bizim kızdığımız nokta bize bununla ilgili asla bilgi verilmedi ve olay karambole getirildi. Bu nasıl olur dediğimizde de üste çıkmaya kalktılar bi güzel. Haydi neyse problem çıkarmayalım dedik akşam yemeği için yerimiz yok, otel müşterilerinin önceliği yok dediler, sabah kahvaltısında da aynı şekilde kapı girişinde oturmak durumunda kaldık ve donduk. Birçok boş masa olmasına rağmen onlara geçemedik. Özetle ben insana değer vermeyen yerleri sevmiyorum, odamız güzeldi fakat tarz tavır çok rahatsız ediciydi. Bir daha gitsem asla o otelde kalmam, See Oteli denerim 🙂 Bilginize…

Hallstatt Hakkında

Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Hallstatt, Avusturya’nın en eski köylerinden birisi. Salzburg eyaletinin Salzkammergut (evet söylemesi zor kabul ediyorum) isimli göller bölgesinde bulunuyor. Alp dağlarının çevrelediği gölün kenarında kurulan bu şirin köyde uzun uzun keyif yapabileceğiniz gibi bir çok keyifli organizasyona da dahil olabilirsiniz.

Bu minicik köyde en çok şaşırdığım ve ‘bir açılın artıkkkkk’ diye bağırmak istediğim an öğle saatlerinde çinli istilasına uğradığı anlardı. Gitmeden önce benzer yorumlar okumuştum ve ne kadar olabilir ki diye düşünmüştüm ama inanın fenalık geliyor insanın içine. Çin’de 960 milyon dolara replikası yapılan bu bölgeye Çin halkının ilgisi o kadar büyük ki insanın gidin ülkenizde replikasında takılın diyesi geliyor. Ama tabi ki demiyoruz çünkü ayıp :s

Biz Hallstatt’ta 1 gece kaldığımız için köyün sakin saatlerini yakaladık çok şükür. Gittiğimiz günde kalabalık artmaya başladığında hemen sakin bir noktada öğle yemeği keyfine başladık. Yemeğimizi merkezdeki See Hotel‘in restoranınıda yedik ve gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum burayı. Gölün kenarında aşırı keyifli şekilde yedik yemeğimizi, personel aşırı kibardı, yemeklerde gayet güzeldi. Akşam yemeği için yine gidelim dedik ama rezervasyon yaptırmadığımız için kapıda kaldık…

Köy, akşamüstü saatlerinde günübirlik gezmek için gelenlerin dönmesiyle sakinliğine kavuşuyor, bilginize… Yani diyorum ki vaktiniz, bütçeniz varsa 1 gece kalın 🙂

Bu arada köy gece saatlerinde bomboş oluyor. Açık birkaç restonran- genelde otellerin restoranları- 3-5 insan, o kadar 🙂

Hallstatt’ta Yapılacak Şeyler

Çevredeki Göl ve Köyleri Dolaşmak

Yolunuz Hallstatt’a düşerse bu bölgeye oldukça  yakın olan ve keyif alabileceğiniz 2 nokta var; St. Gilgen ve St. Wolfgang. Biz Salzburg’a ulaşırken bu 2 köye uğramayı planlamıştık fakat programımız uzayınca St. Wolfgang’te yemek yedik ve yolumuza devam ettik. Fakat ilerleyen günlerde bu 2 köye tekrar geri döndük, bu kısımdan ayrıca bahsedeceğim.

Buzul Mağarasını Dolaşmak

Hallstatt’a ortalama yarım saat sürüş mesafesindeki teleferik ile ulaşabileceğiniz zirvede buzul mağarasını turlarına katılabilirsiniz. Ben aşırı istiyordum fakat programımız çok sıkışıyordu o sebeple elemek zorunda kaldık 🙁 Fakat ilerleyen dönemlerde bir şansımız daha olursa kesinlikle ziyaret edeceğiz.

Göl Turu Yapmak

Biraz önce köyün kalabalık saatlerinden bahsetmiştim ya heh işte o anlar için harika bir alternatif tekne turu 🙂 Biz Efe’nin ısrarıyla isteksiz şekilde tur yapmaya karar verdik fakat turumuz köyden uzaklaştıkça artan kuş sesleriyle ve müthiş göl manzarasıyla oldukça keyifli bir hal aldı. Kayığı biz kullandık ve canımız nereye isterse oraya gittik. Kayık diyorum ama bu aslında motorlu bi kayık, yani kürek çekmiyorsunuz 🙂 Yolunuz Hallstatt’a düşersen bu keyifli alternatifi göz ardı etmeyin.

Köyün Önemli Noktalarını Dolaşmak

Köyün meydanı olmazsa olmazı, nerde bu meydan diyorsanız See Hotel’i bulun, onun önünde 🙂

Evanjelist Kilisesi; meydanı geçin köyün dışına doğru yürüyün zaten okları göreceksiniz, biraz merdiven çıkmak gerekiyor. Bu arada kiliseye giden yolda şu bilindik fakat olmazsa olmaz fotoğrafın çekildiği turistik noktayı da göreceksiniz, haberiniz olsun 🙂

Meydan, kilise, müze, hediyelik eşya dükkanları bölgenin olmazsa olmazları. Bu dükkanlardan özel aromalı tuzlardan almayı unutmayın.

Schnaps (Haltz), bir çeşit meyve ve bitki likörü yapan bir dükkan. Bu alkollü içki aslında Almanlarınmış fakat Avusturya’da da yaygınmış. Biz tattık bi tane de satın aldık, Avusturya hatırası.

Kemik Ev (BeinHaus)

Kilisenin içindeki minik bir bina burası, başka yerlerde aramayın 🙂

1700’lü yıllarda mezarlıklar dolunca kafatası ve kemikleri çıkarıp, kurutup sergilemek ile başlayan kemik evlerinden ayakta kalan sonuncu ev. İtiraf ediyorum girmeden biraz tırstım, ben korkarım böyle şeylerden 🙂 Ama tabi ki girdim 🙂

Yaklaşık 1200 adet kafatasının bulunduğu bu oda insanın tüylerini diken diken yapıyor. Son kafatasının 1983 yılında ölen bir kadına ait olduğu bu kemik evde gördüklerimin gerçek kafatasları olduğu düşüncesi beni oldukça rahatsız etti fakat enteresan bir deneyimdi.

Seyir Noktası ve Tuz Madeni

Seyir Noktası

Funikülerle çıkacağınız ve gölü tam 360 metre yüksekten görebileceğiniz bir alan. (Aralık- Nisan ayları arasında kapalı bilginiz olsun). Dilerseniz çıktığınız noktadaki restoranda da vakit geçirebilirsiniz. Tuz madeninin girişine yaklaşık 650 mt. uzaklıkta yer alan bu nokta öyle keyifli ki insanın canı geri dönmek istemiyor. O sebeple restoran güzel bir alternatif olabilir.

Tuz Madeni

Kim dünyanın en eski madenini gezmek istemez ki? Sizin de benim gibi kapalı alan probleminiz yok ise bu nokta tam size göre. Çok kibar bahsettim ama durum şöyle; aşırı istememe rağmen giremedim çünkü tek yön, istediğinde girdiğin o delikten çıkamama durumu benim bu tura katılmamı direk engelledi 🙁 Ben az önce belirttiğim manzaralı restoranda vakit geçirirken Eren ve Efe tuz madenine yapılan ve yaklaşık 3 saat süren tura katıldılar. Bu turlar sabah 09:30’da başlıyor ve gruplar halinde 14:30’a kadar devam ediyor. Yerin yaklaşık 400-500 metre altına indikleri, üşümesinler diye özel kıyafetler giydikleri bu turda madenin içine kurulan sinema sistemi ile 7000 yıl önceki tuz madenciliği ve günümüze kadarki gelişmeler hakkında da bilgi almışlar, çıkınca anlata anlata bitiremediler 🙂 Ve Efe’yi en çok etkileyen kızım; madenin içerisindeki kaydıraklardan kayarak sonraki bölümlere ulaştıkları anlar 🙂 Bayılmış, saatte 30 kilometre hızla kaymışlar ve çok eğlenceliymiş. Sonuç olarak bu tur hem küçükler hem de büyükler için. 

Tuzu ülkenin altını olarak tanımlayan ve birçok bölgeye (Salzburg, Salzkammergut …) tuz ile başlayan isimler veren Avusturya için tuzun, tuz madenlerinin yeri apayrı, söylememe gerek yok herhalde 🙂

Gelelim kapanış paragrafımıza… Hallstatt’ta geçirdiğimiz 2 gün hafızalarımıza derin şekilde kazındı. Yolumuz tekrar oralara düşer mi bilemiyorum fakat karlar altındaki Hallstatt için şimdiden fırsat kovalamaya başladım bile 🙂

İpek

Bu paylaşımlar da ilginizi çekebilir...

Önceki yazılar...

Eski yazılar...