Blog post

Paris Gezi Rehberimiz

Ohh artık Hollanda’dayız heryer yakın mantığıyla ilk nereye gitsek acaba diye düşündük ve Amsterdam hayatımızın ilk kaçamağının Paris olmasına karar verdik 🙂 Yıllardır ha bugün, ha yarın gideriz diye ertelediğimiz Paris bu güne kısmetmiş dedik düştük yollara.

Nasıl Gittik?

Biz Amsterdam’dan Paris’e araba ile gitmeyi tercih ettik. Aslında daha hızlı şekilde ulaşabileceğimiz tren alternatifimiz de vardı fakat tarih yakın olduğundan ve tatil dönemine denk geldiğinden tren biletleri aşırı pahalıydı, bu sebeple bu alternatifi pas geçtik. Siz de yolunuz buralara düşer de Hollanda, Belçika, Fransa turu yapmak isterseniz ve bu ülkelerde birden fazla noktaya uğramayı düşünüyorsanız araç kiralayın, dura dura gezin miss gibi 🙂

Peki araçla gezmek kolay mı? Bizce kolay, google maps’in yönlendirmeleriyle, hız sınırına dikkat ederek ( bu kısım kritik aman dikkat) sakin sakin gezersiniz. Ama önemli bir nokta var ki mutlaka otopark detayının düşünülmesi gerekiyor. Gittiğiniz şehirleri gezerken arabaya ihtiyacınız olmuyor, mühim olan o şehirlere ulaşabilmek. Biz Paris’te arabamızı otelin otoparkına park ettik, tabi ki ücret karşılığı 🙁

Paris seyahatimizi 4 gün full gezecek şekilde planlamıştık, aslında yapılacak şeyler listemiz baya kabarıktı fakat Efe okulda düştüğü ve rahat yürüyemediği için liste eksik kaldı. Bu sebeple heyyy kısıtlı süre için, long weekend tadında Paris turuna çıkanlar bu yazı size de çok iyi gelecek :p

Ama arada alakasız kaçamaklarımız da olmadı değil, bilinenin, yapılanın dışında ziyaret ettiğimiz birkaç yer de oldu :p Yani demem o ki bence bu yazıyı sonuna kadar okuyun :p

Nerede Kaldık?

Valla Paris baya pahalı 🙂 Biz mümkün olduğunca metroya ve belirli merkezlere yakın veeee pahalı (!) olmayan bir otel seçmeye çalıştık. Otelimiz Moxy Paris Bastille idi, oda prefabrikten bozma ve küçük olsa da otelin ortak alanları, dekorasyonu, çalışanlar vs. çok sevdik. O sebeple öneririz efendim.

Biz otelden çıktıktan sonra çok açtık yakınlarda bolca tavsiye edilen, mideyeleriyle meşhur Leon vardı orada yedik. Brüksel’de de yemiştik çok beğenmiştik, burası da oldukça turistik bir yer fakat gidilebilir.

Ne Zaman Gittik?

Biz Nisan ayında gittik, şansımıza hava güneşli ve sıcaktı. Turist nispeten azdı ( ama az hali bile çok haberiniz olsun).

Mayıs- Eylül ayları arasında hava güzelleşiyor ve ısınıyor bu sebeple bölgedeki turist sayısı da artıyor haberiniz olsun.

Ne zaman gidelim derseniz; bizde Nisan ve Ekim iyi gibi duruyor 🙂

Nereleri Gezdik?

Bu başlığın altında ziyaret ettiğimiz bölgede yemek yediğimiz yerleri de paylaşacağım. Alışılanın aksine ayrı bir yeme- içme rehberi paylaşmayacağım, haberiniz olsun 🙂

Notre Dame Katedrali

Listenin başında tabi ki Notre Dame yer alıyor. Yani biz gitmeden önce yaptığım liste öyleydi fakat gidişimize 4 gün kala maalesef burası yandı. Ama kim bilebilirdi ki yanmış halinin daha çok turist çekeceğini. Paris’e gittiğimiz ilk gün otele yakın bölgeyi dolaşmaya karar verdik ve Notre Dame’da otelimize yürüyüş mesafesindeydi. Öyle bir kalabalık vardı ki anlatamam, insanlar yanmış halini görebilmek, selfie çekebilmek için resmen sıradaydık, şok olduk :s

Seine Nehri

Katedralin yan bölümünde nehirde dolaşabileceğiniz tur gemileri kalkıyor. Meraklısına duyurulur, biz bir sonraki sefere bıraktık bu turu 🙂

Shakespeare and Company

Notre Dame’a yakın. Arka kısmında kalıyor. Biz hafta sonu gitmek istedik, yanık Notre Dame’ı görmek isteyen kişiler, kapatılan yollar, hafta sonu kalabalığı vs. sebebiyle tam bir felaketti buraya giden yollar. Ama sabah erken saatlerde kahve keyfi için çok güzel bir alternatif bence.

Burası bir cafe ve kitapçı. Bu kitapçı eskiden başka bir bölgedeymiş fakat 2. Dünya Savaşı döneminde kapanmış. Bu kafe kapanan kafenin anısına açılmış. Before Sunset, Midnight in Paris gibi filmlerde de gözükerek ününe ün katmış kısaca 🙂

Ufak bir not; içeriye girince aaa ne kadar küçükmüş demeyin, ilerleyin, labirentten geçin büyük mü küçük mü anlayın 🙂

Champs Elysees

Bildiğimiz Şanzelize, hani şu meşhur, geniş alışveriş caddesi. Bir başında Arc de Triomphe (Zafer Takı), diğer ucunda da Concorde Meydanına ulaşabileceğiniz cadde. Yok ben baştan başa yürüyemem derseniz caddenin ortalarına denk gelen George V durağında metrodan inebilirsiniz.

Bizim gittiğimiz dönemde sarı yeleklilerin protestoları oluyordu bu sefer birkaç kez uğradığımız caddeyi hiç cıvıl cıvıl yakalayamadık. Bir çok mağazanın camları korumak amaçlı kapatılmıştı. Hatta bazı lüks markalar vitrinlerini korumak için özel demir parmaklık bile yaptırmış 🙁

Bu arada ana cadde dışında ara caddelerdeki butikleri de dolaşabilirsiniz, aralara dalın 🙂

Biz meşhur etçi La Relais de L’Entrecote’nin bu caddeye yakın olan şubesinde yemek yedik. Sıra bekledik, güzeldi ama öyle anlatıldığı gibi müthiş, muhteşem vs. beklentiniz olmasın. Menü standart, et, patates, salata, et 2 kez geliyor, özetle bu şekilde:)

Bu cadde üzerinde mutlaka gidin denilen Laduree‘da var. Kruvasan& kahve molası vermek isterseniz veya macaron severseniz burası güzel bir alternatif olabilir.

Yine başka bir meşhur La Fayette de bu cadde üzerinde. Lüks AVM gezmek isteyenlere duyurulur.

Arc de Triomphe

Champs Elysees’in bir başında yer alan zafer takını Napolyon savaştan galip gelen fransız askerlerine verdiği “Evinize zafer taklarının altından geçerek döneceksiniz” sözü doğrultusunda yaptırmış. Dilerseniz takın üstüne çıkabiliyorsunuz. 12 euro gibi bir ücreti var, biz bu seferlik pas geçtik bak bir sonraki sefere bir akşamüstü mutlaka üstüne çıkacağız.

Place de Concorde (Concorde Meydanı)

Şehrin en büyük ve ünlü meydanlarından birisi Concorde Meydanı’dır. Biz Louvre Müzesini ziyaret ettikten sonra Tuileries bahçelerini geçip bu meydana öyle ulaştık. Sonrası Champs Elysees’e açılan bu meydanda Eiffel kulesi de görülebiliyor.

Meydan oldukça büyük, çok da keyifli fakat Fransız İhtilali zamanında bu meydanda yaklaşık 1200 kişinin idamının yapıldığını bilmek biraz keyfimi kaçırdı yalan yok. Güneşi keyifle batırdığımız, gökyüzünün rengi bi tarafta diğer tarafta Eiffel derken idam konusunu hatırlamak oldukça tatsız bir durum 🙁

Meydanda bulunan Luksor Dikilitaşı’nın bu idamları unutturmak ve yeni bir başlangıç yapmak için meydana getirildiği söyleniyor. Taşı dikip unutturulacak bir olay sanki :S

Louvre Müzesi

Tek bir müze hakkınız varsa tabi ki buraya gidiyorsunuz. Hatta müze hakkınız yoksa da buraya gidiyorsunuz. Buralara kadar gelip Louvre’a gitmezseniz çevrenizin ‘ayyy inanmıyorummm’ bakışlarına maruz kalabilirsiniz.

Neyse biz gittik, ‘Louvre’da Nasıl Kaybolunmaz’, ‘Piramit’in Hikayesi’, ‘Mona Lisa’da buradaymış’ konulu yazımız çok yakında burada olacak 🙂

Eiffel Kulesi

İşte şehrin simgesi. Amann diyen halt etmiş, demir yığını diyen çekememiş :):):) Evet belki birazcık (!) anlamsız bir yapı (bence değil, eleştirmenler öyle diyor) belki ama kesinlikle çok havalı 🙂 Şehrin bir çok yerinde pıt diye gözünüze çarpı veriyor, yakından da güzel uzaktan da, gündüz de güzel gece de 🙂 Gece ayrı güzel bu arada 🙂

Neyse etkileyici olduğu kısmını detaylandırdığıma göre diğer bölüme geçebiliriz. Ama bu sayfayı çok uzatmayalım, Eiffel’in detayları burada 🙂

Montmartre

Şehrin en keyifli yerlerinden birisi, ama keşke insanları çıkarabilsek. Evet kabul ediyorum o turist kafilesine ben de dahildim ama o kadar kalabalıktı ki anlatamam :s

Size onlarca metro tarifi vs. vermeyeceğim çünkü artık akıllı telefonlarla hepsi çok basit. Ben not aldığım hiçbir metro detayını okumadım.

Neyse sanırım ben burası ile ilgili de biraz uzun konuşacağım, o sebeple detaylar çok yakında burada 🙂 (Hala yazıyorum bitiremedim :))

Pigalle Bölgesi

Montmarte ile yan yana, yeni yeni popüler olmaya başlayan bir bölge. Eğer Pink Mama’da yemek yemek ve fotoğraflarda gördüğümüz ay ne de sevimliymiş dediğiniz minik& renkli basketbol sahasını -Pigalle Dupere- görmek isterseniz zaten bu bölgedesiniz :p

Le Marais Bölgesi**

Paris seyahatimizde en keyif aldığım yer burasıydı sanırım. Aşırı kalabalıktan nispeten sıyrılmış, aradığınız bir çok şeyi bulabileceğiniz bölge butikleri, galerileri ve gay barları ile meşhur. Notre Dome Katedraline yakın, yürümeyi seviyorsanız sıkıntı yok.

Biz bu bölgeyi Hürriyet Seyahat ekibinden arkadaşım Şebnem ile gezdik. Şebnem Paris’te yaşadığı için nokta atışıyla bizi neresi mutlu eder bildi sanırım 🙂 Burada instagramda berrydewblog olarak takip edebileceğiniz Şebnem ve Paris hakkında daha fazlası için buraya 🙂

Bu bölgede karnım acıktı diyorsanız; Tata Burger ve Paris Beaubourg güzel alternatifler. Üstüne şu fotoğraftaki waffledan istiyorum derseniz eğer Yummy and Guiltfree‘ye gidebilirsiniz. Yok waffle istemem derseniz Pierre Herme‘den macaron alabilirsiniz. Bu arada dilerseniz bu bölgedeki Benedict‘te sabah kahvaltı yapabilirsiniz.

Pompidou Center

Le Marais bölgesine çok yakın olan bina Paris’in mimari ikonlarından birisi olarak kabul ediliyor. 1971 yılında, dönemin Fransa Başkanı Georges Pompidou’nun isteği üzerine düzenlenen uluslararası yarışmayı  Renzo Piano ve Richard Rogers kazanıyor ve bina 1977 yılında tamamlanıyor. Günümüzde Paris’in en önemli sanat merkezlerinden biri olan Centre Pompidou’da, dünyanın farklı noktalarından gelen çağdaş sanat eserlerini bulunuyor.

Bu arada binanın yanındaki havuzu da pas geçmeyin. Biz gittiğimizde boştu gerçi ama belki siz daha güzel halini yakalarsınız. Havuzun kenarında da çok keyifli restoran ve kafeler var.

Conciergerie& Saint Chapelle

İyi ki gitmişiz diyeceğimiz bir yer, bu kısmı da biraz detaylandırmak istiyorum o sebeple buraya 🙂

Kesin Deneyin

Ve işte Paris için kesin deneyim diyeceğim bir şey, elektrikli scooter. Efe rahat yürüyemediği için biz bol bol kiraladık. Telefonumuza indirdiğimiz app ile bağlandığımız scooter ile gezdik her yeri, çok kolaydı, çok da rahat etttik 🙂

Şip şak sıkıştırılmış Paris turumuzla ilgili detaylar bu kadar. Merak ettiğiniz veya bir sonraki tur için önerdiğiniz şeyler var ise yorumlara bekliyorum 🙂

Sevgiler,

İpek

Bu paylaşımlar da ilginizi çekebilir...

Önceki yazılar...

Eski yazılar...