Blog post

New York, New York…

Bir türlü yazamadım New York yazısını, ne denir ki onunla ilgili pek bilemedim ama başlayalım bakalım neler çıkacak. Aslında ortaya karışık bir yazı olacak bu çünkü hem Efe’siz  hem de Efe ile olan deneyimlerimizi paylaşacağım. Yani bazı fotoğraflar da baya bi genciz, bazılarında ise tam bir ebeveyn 🙂

Biz New York’a hep Washington’dan gittik, ilk gidişimizde trenle gidip otobüsle döndük, ikincisinde ise arabayla gittik. Hangisi tercihin derseniz zaman kazanmak için kesinlikle uçak 🙂

Nereler gezilmeli kısmına gelirsek; nereye baksanız ilk 5’te yer alacak Empire State binasından başlayabiliriz. New York’un 2. en yüksek binası, manzarası gerçekten süper, yukarıdan tüm kargaşasıyla şehri görebilmek etkiliyor insanı. Ama tabi o yukarı çıkıp manzarayı izleyebilmek öyle elinizi kolunuzu sallayarak yapabileceğiniz bişey değil. Bina yakınlarında ‘turist’ olduğunuzu şıp diye anlayıp peşinize düşen ve size bu bina için tur satmaya çalışan çok kişi olacak, kanmayın. Binanın içerisinde bilet alabileceğiniz gişeler var. Veya ben o sırayı beklemek istemiyorum derseniz eğer online bilet şahane bir çözüm bence. Bu biletlerle binanın 86. ve 102. katlarına çıkabiliyorsunuz, çıkın en tepeye çıkın bence, güzel deneyim. Oralardan görüntü nasıl diye merak ediyorsanız, buyrun birkaç kare.

Ama tabi katlar kalabalık, şöyle tek başıma takılıyorum pozu çekebilmek için baya uğraşıyorsunuz.

Gelelim bir sonraki noktamıza; günün her saati ( mümkünse hava kararmadan) ziyaret edebileceğiniz yer Central Park. Şehrin göbeğinde ormandaymış gibi hissettiren park. Tepeden çekilmiş fotoğrafını görmeyen yoktur herhalde, çevresinde devasal binalar olan kocaman yeşillik. Kıymetini de biliyorlar, biz de olsa hemen bir mangal, kenarlarda çekirdek kabukları vs. olur ama burası bu kadar meşhur olmasının hakkını veriyor. Ben olsam, daha doğrusu buna ayırabilecek sakin bir zaman dilimim olsa spor kıyafetlerimle koşmayı veya kiralayacağım bisikletle dolaşmayı tercih ederim. Çünkü park çok büyük, bu sayede hem çok daha fazla yer görmüş olursunuz hem de parkın keyfini çıkarırsınız, yorulduğunuzda çimlerine uzanırsınız. Böylece bir çok filmde kullanılan bu sahneyi de yaşamış olursunuz 🙂 Biz genelde gün içerisinde ziyaret ettiğimiz için böyle bir sportif faaliyete fırsat bulamadık. Efe’yle gittiğimizde bir çok parkını test etme imkanımız oldu gayet başarılılar 🙂 Bu arada çocuklar için de koşup oynayabilecekleri oldukça keyifli bir ortam.

Gelelim Özgürlük Heykeli’ne; özgürlük heykelinin olduğu Özgürlük Adası’na gitmek için sabah saatlerini tercih etmek mantıklı çünkü saat ilerledikçe kalabalıklaşıyor. Feribot saatlerini önceden öğrenmek ve bilet almak mantıklı, bu sayede dilerseniz heykelin üzerine de çıkabilirsiniz, bu organizasyon için kontenjan sınırlı çünkü. Adaya 2 noktadan feribot var; Battery Park veya Jersey City’deki Liberty Park. Bu feribotlar ile hem sahil kısmında ufak bir tur yapıyorsunuz hem de kolaylıkla adaya ulaşabiliyorsunuz. Adada heykelle bol bol fotoğraf çektirdikten sonra müzeyi de gezebilirsiniz.

Sırada benim bayıldığım yerleden birisi var Brooklyn Köprüsü. İlk ziyaretimizde gece geç saate kaldığımız için ve çok soğuk olduğundan yürüme fırsatımız olmamıştı, yorgunluktan bayılma aşamasındaydık:( Fakat son turumuzda hem yürüdük, hem de köprülerin bağladığı iki kıyıyı rahat rahat gezebildik. Fırsatınız varsa hem gece hem de gündüz gidin, ikisinin de tadı başka 🙂

 

Aslında Manhattan ve Brooklyn yakalarını birbirine bağlayan 2 köprü var, Brooklyn ve Manhattan köprüleri. Brooklyn köprüsünün alt katından araçlar geçiş yapıyor, üst kısım yaya ve bisikletliler için. Fırsat bulursanız metro ile Brooklyn yakasına geçip köprü üzerinden Manhattan’a yürümek oldukça mantıklı. Sonrasında da isterseniz Soho, Chine Town ve Little Italy taraflarına gidebilirsiniz.

Neyse konuyu dağıtmadan gelelim köprülere. Köprülerin Brooklyn tarafında Dumbo denilen bölgede vakit geçirecek bir çok alan var. Manhattan köprüsü manzaralı turistik fotoğraflarını çektirebileceğiniz noktalar, cafeler, sergiler vs. Biz yine çim alanı bulup güzel havanın tadını çıkardık Efe’yle, o da bol bol koştu yoruldu tabi ki. Sonrasında da atlıkarınca keyfiyle kapanışı yaptı. Dilerseniz bölgenin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bu arada Dumbo ara sokaklarında yürürken karşılaşacağınız şu manzarayı çok beğeneceğinize eminim. Karşılaşmazsanız da arayın mutlaka bu sokağı çünkü New York’t en çok fotoğraf çekilen noktalardan birisiymiş, ben bu konuyla ilgili hiçbir fikrim yokken çekildim bu fotoğrafı ama olsun 🙂

Bu bölgede uzun uzun vakit geçirdikten sonra sıra Brooklyn köprüsündeydi. Bir baştan diğer başa yürüdük, maksimum 30dk-40 dk’da üstelik Efe çok yorulduğu için bebek arabasını da ittirmek durumunda kaldık. O yüzden yürüyebilir miyiz vs. diye çok da dert etmeyin. İnternette bu konuyla ilgili o kadar çok endişelenen insan gördüm ki söylemeden geçemeyeceğim. İşte böyle, hem yaya hem de bisiklet yolu olan bu köprü üzerindeki fotoğraflarımız, buyrun efendim.

Bu köprüyü geçtikten sonra China Town, Soho ve Little Italy‘ı gezebilirsiniz. Nispeten yakın bir bölgedesiniz çünkü. Kendinizi Çin’de veya Italya’da hissedebileceğiniz, bu ülkelerin yemeklerini yiyebileceğiniz bu noktaları vaktiniz varsa görün derim. İşin içinde biraz da alışveriş yapayım varsa Soho’daki butikleri es geçmeyin 🙂

Biz New York turlarımızda mümkün olduğunca sokaklarda yürümeyi tercih ettik. Her ne kadar geniş bir metro ağı ve gitmek istediğimiz tüm noktalara güzergah da olsa yürümek daha mantıklı geldi bize. Bu sayede bir çok mağazayı, katedrali, cafeyi kaçırmamış olduk. Yolunuz düşerse St. Patricks Katedrali‘ne ve bir çok mağazaya uğrayabilirsiniz mesela 5th. Avenue’da 🙂

Vee eğer benim gibi tatlı keyfi yapmayı sevenlerdenseniz Magnolia Bakery’i es geçmeyin derim. Yeri Rockefeller Center‘da, böylece o meydanı da görmüş olursunuz, bi taşla iki kuş 🙂 Bu arada ufak bir not bu binanında manzarası da görülesiymiş ama biz Empire State’i tercih ettiğimiz için burayı es geçtik.

Size olmazsa olmaz söylüyorum fakat biz denk getiremediğimiz için gidemedik, tekrar New York seyahati için sebebimiz oldu böylece. ‘New York Broadway Show‘ takvimini denk getirip, öncesinde bilet almak önemli, dediğim gibi size bol şans 🙂

Gelelim Times Square‘e. Ne var ki orada o kadar bir sürü ışıklı bina diye çok düşünmüşlüğüm vardı öncesinde ama o meydana metro merdivenlerinden ilk çıktığım gece hala aklımda, oldukça etkilenmiştim. Aynı etkiyi son ziyaretimizde Efe’nin yüzünde de gördüğümde haklı olduğumu bir kez daha anladım. Ne var derseniz o meydanda; bol ışık, hareket, kargaşa, kalabalık ve eğlence…

Efe’nin bu meydanda fotoğrafını çekerken ‘Efe şu an içinden ne yapmak geliyor, bana öyle poz verir misin’ demiştim, buyrun pozu 🙂 Bence durumu özetliyor 🙂

Bu meydanda alış veriş yapabileceğiniz bir çok mağaza, yemek için bir çok alternatif var, tahmin edebileceğiniz üzere. İşte yılbaşı filmlerine sık sık konu olan, o kargaşa içerisinde burada bir olay çıksa neler olur kim bilir diye düşündüren, ama istemsizce orda vakit geçirmek istediğiniz Times Meydanı 🙂 Gecesi de gündüzü de keyifli 🙂

İşte ana hatlarıyla New York maceralarımız… Eminim gezilecek milyonlarca nokta, yapılacak binlerce şey vardı fakat biz küçük seyahatlerimize bu kadarını sığdırdık, kalanı diğerlerinin başına 🙂

Bu arada, son olarak; New York’ta Efe’yle 1 günümüzü nasıl geçirdik merak ediyorsanız videomuzu bu linkten izleyebilirsiniz.

Sevgiler,

 

İpek Evci

 

Önceki yazılar...

Eski yazılar...