Blog post

Şip Şak Belgrad :)

Yaz tatili için Türkiye’ye gelirken seyahatlerimizi net olarak planlamadık, mutlaka bişeyler denk gelir diye düşündük ki öyle de oldu. Çarşamba günü biletlerimizi alıp Cuma sabah Belgrad’a uçtuk Efe’yle. Eren oradaydı zaten, biz Eren çalıştığı için Cuma ana oğul dolaştık sonrasında da maaile 🙂 Belgrad küçük bir şehir, her yere çok rahat yürüyebiliyorsunuz. Parkları, yeşilliği bol. Ufak bir not; alerjiniz varsa ilaçlarınızı sakın unutmayın, ben ilaçla bile oldukça etkilendim !!!

Neler yaptık, nereleri gezdik detayları tabi ki yazacağım ama öncesinde ufak bir şehir değerlendirmesi. Belgrad ufak bir şehir, bence bir hafta sonu kaçamağı için gayet uygun. Ama eğer daha uzun bir seyahat planlamak istiyorsanız Sırbistan’ın da içinde olacağı bir Balkan turu daha mantıklı olacaktır.

Gelelim neler yaptık kısmına:) Zaten nerede araştırsanız karşınıza çıkacak yerler belli, hepsi de birbirine yakın, çoğuna yürüyerek gidebiliyorsunuz. Şehrin merkez noktasını Cumhuriyet Meydanı (Republic Square)  gibi düşünürsek -ki zaten herkes böyle düşünüyor – Aziz Sava Katedrali ve Nikola Tesla Müzesi şehrin bir tarafında diğer park ve kliseler diğer tarafta yer alıyor diyebiliriz. Ulusal Tiyatro ve Ulusal Müze Cumhuriyet Meydanında yer alıyor, biz gezmedik ama siz tercih ederseniz aklınızda olsun:)  Biz ilk günkü rotamızı Aziz Sava Katedrali ve Nikola Tesla Müzesi olarak belirledik ve koyulduk yola. 

Aziz Sava Katedrali ile ilgili okuduğum ve araştırdığım bilgilere göre Aziz Sava amansız bir hastalığa yakalanarak vefat ediyor ve onun anısına bu katedral yapılıyor. Fakat Katedralin bahçesinde okuduğum yazıya (siz de okumak isterseniz buradan ilgili yazıya ulaşabilirsiniz) ve bir rehberden edindiğim bilgiye göre Aziz Sava’yı bir Osmanlı padişahı yakıyor ve yakıldığı meydana bu klise yapılıyor. Osmanlı döneminde yakılarak öldürmek diye bir şey olmadığını savunanlar var bu sebepe bu bilgi çelişkili olsa da Katedralin bahçesinde okuduğumuz buydu maalesef 🙁 Bu padişah kim oldukça araştırdık fakat bulamadık, bilen okuyan var ise bize de haber verirse seviniriz. Katedral’in yapımına 1935’li yıllarda başlanıyor fakat 2. Dünya Savaşının etkisi bu bölgede çok etkili olduğu için inşaat sürecine ara veriliyor, sonra zarar gören bölgeler onarılıyor vs. Katedralde bir çok bölüm sadece altından yapılıyor, yapının en büyük özelliklerinden birisi de bu zaten. Bu arada inşaat halen devam ediyor,  katedralin alt katı ziyarete ve ibadete açık.

Bu katedrali ziyaret ettikten sonra Nicola Tesla müzesine geçiş yapabilirsiniz çünkü çok yakınlar. Müzede üniversite öğrencilerinin rehberliğinden faydalanmanız mantıklı çünkü bir çok buluşu uygulamalı gösteriyorlar. Bu uygulamalar öncesinde de kısa bir video ile Tesla’nın hayatını ve buluşlarını izliyorsunuz. Gitmeden önce yaptığımız araştırmalarda Nicola Tesla’nın otel odasında kalp krizi geçirerek öldüğünü okumuştuk fakat izlediğimiz videoda Tesla’nın araba kazasında öldüğünü öğrendik. Maalesef çelişen bir bilgi daha :S Teslanın kablosuz elektrikle ilgili yaptığı çalışmalara istinaden müzede aşağıdaki minik uygulama da yapılıyor.Kablosuz elektrikle katılımcıların ellerinde tuttuğu florasan lambalar yanıyor. Ben ilk deneme de sesten biraz irkildiğim için kamera kaymış fakat sonraki 2 deneme başarılı 🙂

İlk gün için bu 2 durak yeterli diye düşünerek biraz dinlenmek, bolca keyif için Riverside bölgesine geçtik. Akşam yemeğimizi Druga La Piazza’da yedik. (www.lapiazza.rs) Riverside bölgesi özellikle gece hayatı için tercih edilen bölgelerden, yani yemek sonrası da bu bölgede vakit geçirebilirsiniz. Gitmeden önce rezervasyon yaptırırsanız yerinizi garantilersiniz, aksi durumda erken gidin derim 🙂 Bu arada önemli bir not, güneşin batışını kaçırmayın ve şehrin şaraplarını mutlaka tadın. Bu noktanın keyfini mutlaka çıkarın 🙂

Sonraki gün turumuza Knez Mihailova Caddesinden başladık. Bu cadde Kalemagdan Parkı’na doğru uzanan ara sokaklarında çok sayıda cafe, restaurant ve butik mağazalar olan bir cadde. Çok genel bir benzetme yapayım herkes rahatlasın. Bizde ki İstiklal Caddesi, yani eski istiklal caddesi. Sokaklarında müzik çalan, neşeli insanların dolaştığı, şehrin yaşadığını anladığınız cadde…

Bu caddenin ara sokaklarında birşeyler yemek veya içmek isterseniz Manufaktura bence güzel bir alternatif, hele ki oturduğunuz yerde gözünüzün gördüğü sizin için önemliyse. Bu restauranta gece canlı müzik var, sırp müziğini seviyorsanız iyi bir alternatif olabilir.

Yedik, içtik bu sıcakta tatlı bişeyler yok mu derseniz eğer butik bir dondurmacı ismi veriyorum, genelde yerel halkın bildiği 🙂 Eee eşim bi dönemdir burada çalışıyor demiştim, bir kaç yerel mekan ismi de öğrendik tabi ki 🙂 Yerin adı Moritz, dondurmalar günlük çıkıyor, değişik alternatifler var 🙂

Dondurma molasından sonra turumuza Kalemagdan Parkı’yla devam ettik. Zaten caddenin sonu bu parka çıkıyor. Kalemagdan Kalesi ve bir çok görülesi yer de bu parkın içersinde yer alıyor. Parkın en uç noktasında Tuna Nehri ile Sava Nehri’nin birleştiği noktayı da görebiliyorsunuz. Kale savaş döneminde gözetleme amaçlı da kullanıldığı için şehrin büyük bir kısmını görebilecek konumda ve yükseklikte. İşte bu turdan birkaç kare…

Tuna ve Sava Nehirlerinin birleşme noktası

 

Askeri Müze

Damat Ali Paşa Türbesi

Parkın diğer kısmında şehre doğru bakan yüksek bir heykel dikkatimizi çekti, Pobednic (The Victor). Çıplak bir erkek vücudu olan bu heykel aslında şehir merkezinde yer alıyormuş fakat şehrin bayanları bu manzaradan rahatsız olduğu için heykel bu parka taşınmış 🙂 Biz de adettendir dedik, fotoğrafını çektik. Bu heykelin arka bahçesinde ve kalenin farklı noktalarında biraz soluklanıp, soğuk bişeyler içebilirsiniz. Yerel biraları mutlaka tadın 🙂

Bu parkta dilediğinizce gezip, yürüyüş yapıp vakit geçirebilirsiniz. Çocukla da oldukça rahat edilecek bir yer. Parkın içerisinde bir hayvanat bahçesi, çocuk oyun parkları, müze, kale ve spor alanları var. Kalenin hemen yanındaki basketbol sahaları ilk gördüğümde biraz garipsedim ve ne alaka diye de düşündüm açıkçası, çünkü görsel olarak ister istemez bir çelişki yaratıyor. Fakat sonrasında bu alanın hikayesini öğrendik ve ne de güzel olmuş dedik 🙂 Şehir için basketbol oldukça önemli ve ülkenin önemli takımlarından Redstar ilk dönemlerinden itibaren antremanlarını Kalemagdan Kalesi’nin yanındaki bu arazide yapıyormuş. Ve bu gelenek devam ederek bu güne kadar gelmiş. Şu an takımın en büyük rakibi Partizan’in da burada bir antreman alanı var, şehrin gençleri de bu nimetten bol bol faydalanıyor.

Biz Kalemagdan Parkın’da günümüzün hemen hemen tamamını geçirdik diyebilirim. Ama bu tur daha kısa da tutulabilir. Biz her köşede biraz vakit geçirmeyi, bol bol yiyip içmeyi sevdiğimizden tüm gün oyalandık 🙂

Belgrad’taysanız mutlaka görmeniz gereken bir yer daha; Zemun. Buraya turlar vs. düzenleniyor fakat buraya taksiyle ya da otobüsle çok rahat ulaşabilirsiniz, tura hiç gerek yok 🙂 Burada ne yapılır derseniz eğer, bütün sokakları itinayla gezilir. Her cafede bişeyler yenir, içilir, sahil kısmında mutlaka yürüyüş yapılır, yine bişeyler yiyip içilir 🙂 Bir de Usce Kulesine çıkılıp manzara izlenir:)

Burada ne yenir, nerede yenir derseniz. Biz sahil kısmındaki cafelerde bişeyler içtik, manzaraya karşı güneşi batırdık. Yemeğimizi de (bir arkadaşımın blogundaki tavsiyesi ile :)) Şaran Restaurant‘ta yedik.

Dediğim gibi Belgrad küçük bir şehir, özetle bu kadar 🙂 Neler deneyimledik kısmı için de birkaç notum var.

  • Şehirde kapalı alanlarda da sigara içiliyor maalesef:(
  • Toplu ulaşımda neden olduğunu bilmiyorum fakat para, bilet vs. almıyorlar 🙂 Tramvaylarla bedavaya gezebilirsiniz. Şoförleri genelde ingilizce biliyor, gitmek istediğiniz yer ile ilgili bilgi veriyorlar, oldukça yardımseverler 🙂
  • Aksini çok duysam da ben hep Türkleri seven Sırplarla karşılaştım. Türkiye’yi biliyorlar, türk takımlarını bile biliyorlar 🙂
  • Şehirde taksiye binmek durumunda kalırsanız açtıkları tarifeye mutlaka dikkat edin. Akşam 8’e kadar 1. Tarife, 8’den sonra 2. tarife uygulanıyor. Eğer şehir dışında gitmek isterseniz 3. tarife açılıyor. Bir çok taksici farklı tarife açıp sizi kazıklamaya çalışıyor aman dikkat:) Bir de genelleme yaparsak anteni olan taksiler gerçek, diğerleri ise birebir aynı gözükseler bile korsan taksi, yani tarifeleri farklı :s
  • Şehrin sokaklarında dolaşırken üst bölümü yıkılmış bir bina görebilirsiniz. Bu bina 2. Dünya savaşında bomba ile zarar gören Dış İşleri Bakanlığı binası. Sanırım savaşın şehir üzerindeki etkisini gösterebilmek için bu binanın onarımı yapılmamış.

Belgrad turumuzun tüm fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz. Ufak bir kaçamak isterseniz Belgrad alternatifi mutlaka aklınızda olsun. Son bir hatırlatma, sanırım en uygun ay Nisan- Mayıs, sonrasında kavurucu sıcaklar Belgrad’ı etkileyebiliyor, unutmayın 🙂

 

Sevgiler,

 

 

 

 

Bu paylaşımlar da ilginizi çekebilir...

Comments (1)

  • Belgrad Fotoğraflarımız – İpek Evci

    3 Temmuz 2017 at 6:59 pm

    […] rahat yürüyebiliyorsunuz. Neler gördük kısmı için bu sayfaya, neler yaptık kısmı için de bu sayfaya göz […]

Comments are closed.

Önceki yazılar...

Eski yazılar...