Blog post

1 Ülke& 1 Hikaye; Unutulmayacak İtalya Maceramız

İtalya’nın Kıvrım Kıvrım Yolları

Yaklaşık 13 sene önce, en sevdiğimiz arkadaşlarımızla, tam 6 kişi düştük yollara. Rotamız gönlümüzde yeri her zaman ayrı olan İtalya’ydı ve bu benim ilk İtalya seyahatimdi. Unutulmayan, gönüllerde taht kuran, üzerinden yıllar geçmesine rağmen aynı kadro ile bir kez daha gidilir dedirten.

Turumuzun İlk Durağı; Roma

Turumuzun ilk durağı tabi ki Roma’ydı, birçok filme şarkıya konu olmuş, dillere destan Roma. Aylardan nisandı ve oldukça şanslıydık, hava üşütmüyordu, sıcağıyla bunaltmıyordu da. Birbirinden güzel meydanlarında pizza ve makarnaya boğularak, bu şarabı da mutlaka denemeliyiz diyerek, her yemeğin üstüne mutlaka lokal bir kahveci bulup yemeği mis kokulu kahvelerle taçlandırarak geçti ilk günümüz. Sevdiğiniz arkadaşlarınızla bambaşka yerlerde, farklı bir ülkede benzer sohbetleri yapmanın kesinlikle apayrı bir keyfi var. Belki de bu sebeple Aşıklar Çeşmesi, Roma dondurmacıları, Novana Meydanı her hatırladığımda çok mutlu ediyor beni. Anılarımızı birer birer biriktirirken görmek istediğimiz upuzun listenin üstüne çizikler atmaya başlamıştık bile. Listemizin üst sıralarında Kolezyum, Pantheon, İspanyol Merdivenleri ve tabi ki olmazsa olmazlarımızdan Vatikan vardı. Bir tam günümüzü ülke içerisindeki ülke Vatikan’da geçirdik, okuduğumuz detayları gözümüzle görüp aklımızda canlandırdıkça daha da etkilendik. 

Turumuz, Roma sonrasında kiralanacak araba ile güzel bir sürüş rotasından oluşuyordu. Toskana bölgesindeki şarap vadileri arasından kıvrıla kıvrıla Siena, Pisa Kulesi ve Floransa’ya gidecektik. Bu keyifli tura İtalya’da yaşayan bir arkadaşımız daha katılacaktı. Hepimiz bir arada olalım farklı araçlara bölünmeyelim diye düşünerek firmanın elinde kalan son 7 kişilik aracı kiraladık. Şanslıydık aslında, öncesinde hemen hemen bütün kiralama şirketlerinde büyük bir araç aramıştık fakat bulamamıştık, sonunda şans yüzümüze gülmüştü.

Macera Şimdi Başlıyor

Sabahın erken saatlerinde düştük yollara. Rotamızı çevre yoluna girmeyecek şekilde belirledik. Tek şeritli yollardan keyifle geçerek, bu evlerde kimler yaşıyordur diye hayal kurarak, yanından geçtiğimiz her üzüm bağında bunlardan ne güzel şarap yapılıyordur diye mest olarak ilk durağımız Siena’ya vardık. Ne güzel şehirmiş Siena. Kocaman meydanı, arnavut kaldırımlı dar sokakları, güler yüzlü insanları… Bu keyifli şehirde verdiğimiz uzun bir tatlı& kahve molasından sonra yine düştük yollara.

Bir sonraki durağımız çocukluğumdan beri merak ettiğim Pisa Kulesiydi. Türkiye’deki klasikleşen kule fotoğraflarından mıdır bilinmez ekipçe en çok merak ettiğimiz yerlerden birisinin bu kule olduğunu fark ettik. Şansımıza Pisa’ya yaklaşırken hava yavaş yavaş kötüleşmeye başladı. Sabahın ilk saatlerinden beri bizimle birlikte olan güneş nasıl olduğunu anlamadan, aniden yerini gri bulutlara bıraktı ve Pisa Kulesi deneyimimiz kelimenin tam anlamıyla sırılsıklam başladı. Bırakın önünde klasik bir Pisa Kulesi pozu vermeyi, şemsiyelerimizle birlikte uçmaktan zor kurtulduk, ters dönüp kırılan şemsiyeler ile ucuz atlattık dedik.

Pisa’dan çıktığımızda hava yavaş yavaş kararmaya başladı ve yağmur oldukça şiddetlendi. Bilmediğimiz köy yollarından ilerlemenin riskli olacağını düşündük ve bizi Floransa’ya ulaştıracak çevre yoluna giriş yaptık. Yağmurun şiddetlenmesi, etrafı gündüzmüş gibi aydınlatan şimşek ve sonrasında gelen heybetli gök gürültüleri sebebiyle ekipçe, pür dikkat yola odaklandık. Silecekler yağmura yetişemiyordu, çevre yolunda sadece upuzun tırlar ve büyük zannettiğimiz fakat rakiplerinin yanında minicik kalan arabamız vardı. Aracın içerisindeki havadan tedirginliği koklamak zor değildi fakat kimse dile getiremiyordu. Çevreyolunda olmamıza rağmen yol sadece 2 şeritti ve oldukça dar bir yoldu. Sağ şeritte kaldığımızda tırlardan dolayı çok sıkışıyorduk ve yavaş ilerlemek zorunda kalıyorduk, sol şerit ise tam bir macera parkuruydu. Yakalayabildiğimiz bir boşlukta kendimizi sol şeride atıp koskoca tırları sollamaya başladık. Tam oh kurtuluyoruz bu kargaşadan diye düşündüğümüz anda arkamızdan gelen güçlü selektör ile irkildik, öyle çılgın yanıp sönüyordu ki o farlar ekip olarak ‘abi gaza bas, bas’ diye şoför arkadaşa baskı yapmaya başladık. Gelen cevap ile hepimiz şok olduk, ‘basıyorum fakat araba gitmiyor, bir şeyler çalışmıyor’. O an anlamlandıramadığımız bu arıza meğerse aracın bulabildiğimiz tek 7 kişilik araç olma sebebiymiş, arızalı olduğu için kiralanmıyormuş ve vardiya değişimi ile gelen kişi bu durumu gözden kaçırıp aracı bize kiralamış. Kendimizi zar zor sağ şeritteki tırların arasına sıkıştırıp sağa çekebileceğimiz bir alan aramaya başladık. Fakat ne bir ek şerit ne de mola alanı bulabildik. Her geçen dakika daha da yavaşlayan arabamız ve bu yavaşlamayla ters orantılı şekilde artan tır selektörleri ile bulabildiğimiz bir park alanına attık kendimizi. Türkiye’de alıştığımızın tersine burası tır şoförlerinin park edip dinlenmesi için yapılmış, tesis olmayan, hatta sokak lambası bile olmayan bir parktı. Yağmur öyle şiddetli yağıyordu ki gönüllü şekilde arabadan inen ve biz arızayı çözeriz diyen erkekler daha ilk dakikada sırılsıklam olmuştu bile. Aracın arızasını bulmak onlar için çok zor olmadı çünkü borulardan birisinde kocaman bir delik vardı. Kullandığımız havalandırma sistemine bağlı olan bu borudaki delik ve hava kaçağı bizi yavaşlatıyordu. Güneşli anlarda mis gibi temiz havayı soluyabilmek için camlarımızı açıp havalandırmayı kullanmadığımızdan bu arızayı yağmur başlayınca fark etmiştik. Sebebi bulduktan sonra geçici çözümü de hemen bulduk; sakız. Çiğnediğimiz birkaç sakız ile deliği kapattık, en yakın köydeki tamirciye kadar. Sabahın ilk ışıklarında tamir dükkanını birlikte açtığımız İtalyan amca bulduğumuz çözüm karşısında o kadar şaşırdı ki bu şaşkınlık yaklaşık bir saatlik sohbetimizin ilk konusu oldu… Tamir dükkanındaki kahve bile mi lezzetli olur diye düşünerek yudumladık İtalyan amcanın bize ikram ettiği kahveleri. Arabada geçen buz gibi gecenin üzerine o kadar iyi geldi ki o kahve, tadı ve mis kokusu hala hafızamda.  Delik boru değiştikten sonra imece usulü birleştirdiğimiz paralarımız değişen parçanın ödemesini yapmaya maalesef yetmedi. İtalya’da ne pahalıymış oto sanayi işleri diye kendi aramızda uzun uzun konuştuk, Türkiye’deki ustaların kulaklarını çınlattık. Bizimle birlikte olan ve İtalya’da yaşayan arkadaşımızın yardımı ile ödememizi yaptık. Türkiye’ye dönünce ilk iş payımıza düşeni kendisine gönderdik, biraz meşakkatli ve uzun süren bir transfer oldu ama bu sorunu da çözmüş olduk. Şimdi düşünüyorumda, oturduğumuz yerden TransferGo sayesinde şip şak hallettiğimiz yurtdışı para transferleri zamanında ne kadar zor ve zaman isteyen bir süreçmiş.

Herşey Yolundaysa Yola Devam

Heyecan ve korkuyla geçen upuzun bir gece sonrasında ışıldamaya başlayan güneş ile kaldığımız yerden yolumuza, turumuza devam ettik.

Yüzde yüz hak ettiğimiz keyifli sabah kahvaltımızı Floransa’nın keyifli nehri Arno kenarında yaptık. Tüm gün bu güzel şehrin altını üstüne getirdik. Başımıza gelen bu tatsız fakat bol aksiyonlu olay moralleri bozmamıştı, planlarımıza kaldığımız yerden devam ettik. Floransa, Napoli, patlamış volkan eteklerindeki lanetli şehir olarak bilinen Pompei ve yol üzerinde önümüze çıkan, beğendiğimiz minik köylerle tamamladık yolculuğumuzu. 

Turumuzun son 2 gününde hayran kaldığımız Roma’da göremediğimiz yerleri bir bir gezerek, ne heyecanlı yolculuktu diye bol bol yol hikayemizi anlatarak tamamladık bir haftalık gezimizi. Akıllarda, şimdilerde konuşurken gülümseten fakat yaşarken oldukça korkutan araba yolculuğumuz kaldı tabi ki…

Ama olsun hayat zaten iyisiyle kötüsüyle deneyimlediğimiz anlardan oluşmuyor mu? Güzel anılarla dolu nice seyahatlere…

Yurtdışına para göndermek istediğiniz durumlarda hızlı, pratik ve güvenilir para transferleri için TransferGo yanınızda. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bu paylaşımlar da ilginizi çekebilir

Post a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazılar...

Eski yazılar...